18 Mart 2017 Cumartesi

'' Dur '' ve '' Uzaklaş ''


    Hayatın içinde bir çok şeyi deneyimlerken, iş, ev, aile, çocuklar, planlar, programlar içinde bazen zihnimiz karışıyor, bulanıklaşıyor. Enerjinizi kafanızın bir yerinde bu karışıklığı çözmeye harcarken, yaşadığımız an ile ilişkimizi kesiyoruz.  O anda olamıyoruz, o anın getirdiği gereklilikleri, zihnimiz başka şeylerle uğraşırken yapıyor olmak bizi zorluyor. Mesela çocuklar bir tarafta sizden bir şeyler isterken, yetişmeniz gereken bir yer varken, içinizde gelecek için endişe dalgaları gezerken o ana odaklanmak zorlaşıyor. Böyle durumlarda kendimizi herşeye yetişmek zorunda, endişeli, öfkeli ve umutsuz hissedebiliriz.

   Çözüm ise; ''Durmak!' Her ne yapıyorsanız durmak. Zihninizin oradan oraya atlamasına bir son vermek. Ona ''Dur'' demek. Kendinize 10 dakika ayırmak. O anda her kim size fazla geliyorsa ya da hangi duygu içinde boğulmak üzereyseniz o ilişkiye bir ara vermek ve uzaklaşmak.

   Kendimden örnek vermek istiyorum, bugün bir kaç saattir bazı konularla ilgili endişeliyim çocukların gelecekleri ve sağlıkları gibi… Bir yandan hayata devam etmeye çalışırken ( kahvaltı, bugün yapılacaklar, çocukların istekleri, onların bakımları, Duru'nun fizik tedavisi vs) zihnim içinde yarattığı endişeyi, geleceği karamsarlıkla büyütmeye devam ediyor. Kafamın içinde konuşan düşüncelerle uğraşmaktan enerjimi doğru yöne yani ana yönlendiremiyorum. Haliyle çocuklara karşı sabrım azalıyor. Üzerine bir de bir kaç olumsuz yorum, bir kaç planın bozulması, çocukların itirazları ve her şeye yetişmeye çalışmak benim bir krizin eşiğine gelmeme sebep oluyor.

   İşte tam o anda çileden çıkmaya yakın bir annenin yapabileceği en etkili şey ''Dur'' demek ve oradan uzaklaşmak. Sonra kendini o endişe yumağının içinden soyutlayarak olaylara bakmak. Ben de uzaklaştım. Bahçeye çıktım ve düşüncelerimi izledim. Onlara kapılmak yerine arkasındaki duygularımı anlamak ve onları yönetmek istedim. Evet, onların geleceği için endişeleniyorum, onlar üzülecek diye endişeleniyorum, onlar üzülünce ben de üzüleceğim, onlar üzülünce ben kendimi suçlu hissedeceğim çünkü onlara mutlu bir gelecek kuramamış olacağım…

Sizce çocuklara ''mutlu'' bir gelecek sunmanın ne kadarı bizim elimizde?

Elimizde olmayan tarafları fark etmek ve onları tamamen bırakmak,
Elimde olanları da zaten yaptığımı görmek,
Onların şuan içinde bulundukları durumu anlamak,
Empati ile onların neden bazen hiç hoşuma gitmeyen tepkileri verdiklerini algılamak,
En önemlisi şuanda yaşanmayan sedece zihnimin beni olabilir diye uyardığı durumlar üzerine endişelendiğimi farketmek…

Bunlar benim sakinleşmeme ve içimdeki umudu tekrar kazanmama, hayat motivasyonumu yükseltmeme kaynak sağladı. Sonra kendime teşekkür ettim. Sahip olduklarıma şükrettim. Derken bahçemizin sevgi dolu, sırnaşık sarman kedisi kucağıma çıktı, kendini sevdirdi, güneşin tadını çıkardık birlikte. Bakıştık uzun uzun, yeşil gözleri bana doğanın, dünyanın ne kadar muhteşem olduğunu hatırlattı. Nefes çalışmalarımı yapıp eve döndüm. Çocuklar beni gördüklerinde özür diledi, sarıldık ve ben de onlardan özür diledim.
Mutlu son.

   Ben bunu uzun zamandır yapıyorum çoğu zaman zihnine '' Dur'' demek ve doğru nefes almak işe yarıyor ama bazen gerçekten fiziken oradan uzaklaşmak gerekiyor, ara vermek gerekiyor.



24 Şubat 2017 Cuma

Metroda Dans

    Bugün metroda dans ettim! Kulağımda en sevdiklerim, boyazımda atkım, başımda güneş gözlüğüm. Bugün metroda dans ettim. Etrafımdakiler bana baktı evet. İçimdeki coşku ve neşeyi dans ederek ifade ettim. Öylesine derin acıların, öylesine yüzeysel huzursuzlukların arasında dans ettim. Evet mutlu hissediyorum ve bundan suçluluk duymuyorum. Taa derinden yükselen neşem, hayat aşkım beni dans ettirdi! Gülenler oldu, aralarında konuşanlar, kafalarını çevirenler! Açtım sesi, devam ettim!
     İçinizdeki hayat coşkusunu bulun! Onu o derinlerden çıkarın, onu uyandırın ve sevin! Kendinizi sevin! Hayatın doğru-yanlış, iyi-kötü sınırlarını aşın! Çok mu zor? Hayır, değil! Her şey mümkün! Bir an bile yeter kendine ayırdığın, kendine değer verdiğin. Yetersizliklerinden, korkularından arındığın bir an! Hadi başlayalım!



11 Mart 2015 Çarşamba

Kimse dokunmasın

     Bazen öylesine sıkılır ki insan... Sessizlikten, boşluktan değil,  çok işten ve gürültüden! Bazen öylesine kaçar ki insan hareketten, karmaşadan. Öylece oturmak ister, sessizlikte. Müzik bile istemez. Kendi sesini susturup, dış sesleri duymazdan gelip olduğu yerde oturmak ister. Hiç bir şey yapmadan, konuşmadan, dinlemeden, düşünmeden, yazmadan... Saatlerce o noktada olmak ister, kalakalmak, donakalmak ister. Zaman dursun ister ya da zamanı da çıkarmak aradan. Dünyaya kök salmak ister, yer küreye, toprağa. Kökleri uzasın ister, kimse kaldıramasın onu yerinden...

5 Ocak 2015 Pazartesi

Yeni Yıl Kabullenişleri

     Her birimizin bitmez dilekleri var yeni yıldan. Her birimizin istedikleri, bekledikleri... Umudettikleri...

     Benim de var elbet dileklerim ama bir de kabul ettiklerim var. Kabullendiğim, birlikte yaşamaya çalıştığım, alıştığım şeyler var. Barış teklif ettiğim yanlarım, uzlaşmayı beklediğim taraflarım ve uyum sağlamayı istediğim hayat şartları var.

     Bebelerim 20 aylık oldular, artık onlarla iletişim kurabiliyoruz. Cevap vermeseler de beni anlıyorlar. Kendi dillerinde birbirleriyle anlaşıyorlar. Büyüyorlar, öğreniyorlar, taklit ediyorlar. Biz ne yaparsak onu yapıyorlar. Onların bu gelişmelerini izlemek muhteşem bir duygu olduğu kadar aralarındaki gelişimsel faklılıkları görmek bazen endişelendiriyor insanı. İşte alışıyorum endişelenmeye, arkalarından koşturmaya, sürekli gözümün önünde tutmaya. Haliyle Duru için daha çok endişeleniyorum. Bilenler bilir, Duru 6 aylıkken sol beyin damarlarından biri tıkandı ve sağ tarafı felç oldu. Daha önce çok ayrıntılı yazmadım bu konuda çünkü kabul edebilme sürecindeydim. Artık kabullendim. Bu herkesin başına gelebilecek bir şey, normal bir şey. Çok şükür ki fark ettik ve imkanlarımız dahilinde elimizden geleni yaptık.

     Bazı arkadaşlarım çekiniyorlar sormaya. Ben burdan kısaca anlatayım istiyorum geçirdiğimiz süreci. Biz Duru'nun hareketsizliğini fark ettiğimizde hemen hastaneye gittik, çekilen mr sonucunda beynin sol ön lobunu besleyen ana damarlarından birinin tıkandığı görüldü. Hemen kan sulandırıcı (heparin) ile müdahale edildi. Bu arada kan ulaşmayan bölgedeki beyin hücrelerinde hasar meydana geldi ve sağ tarafı felç oldu. Müdahale işe yaradı ve damar kısa bir süre açıldı fakat ölen hücreleri geri getirmenin her hangi bir yolu olmuyor malesef. Beynin düzeni değiştiği için farklı deşarjlar görüldü bu da nöbete neden oldu. Durum kontrol altına alındı ve biz 1 hafta sonra hastaneden çıktığımızda Duru az da olsa sağ tarafını hareket ettirmeye başlamıştı. Doktorumuzun şu sözünü hiç unutmam '' Bizim bundan sonraki görevimiz hasar gören bölgeyi canlandırmak değil, o bölgenin görevlerini diğer kısımlara aktarmak.'' Yani olan oldu, oturup ağlamanın bir faydası yok, elimizi taşın altına sokacağız bu işi yapacağız. Hastaneden çıktığımız günden itibaren fizik tedavi hareketlerine başladık. Fizyoterapistin gösterdiği hareketleri evde tekrarlayarak çok yol kaydettik! ''Neden oldu?'' sorusu en çok insanı yıpratan soru. Bilmiyoruz, bilinemiyor. Çeşitli genetik testler vs yapıldı. Elle tutulur pek bir şey yok. Ancak şu şekilde bir açıklama yapabiliyoruz. MTHFR adlı bir enzim var bu enzimin geni mutasyona uğramışsa kişide pıhtılaşma sorunu olabiliyor. Olmak zorunda değil ama olabiliyor. Bu mutasyon genel olarak bu coğrafyada çok görülüyor. Her 4 kişiden 1'inde var. Ama her 4 kişiden 1'i enfakt geçirmiyor. Yanında bir şeyler daha olması lazım.. Mesela, kişinin tıkanan damarı doğuştan dar ise veya kişi çok susuz kalmış ise böyle bir şeye neden olabiliyor. Yani olmayacak şeyler üst üste gelmiş ise bir minik bebeğin damarı tıkanabiliyor. Her şey bizler için. Duru'nun ve bizim bunu deneyimlememiz gerekiyor demek ki diye düşünüyorum. Duru şimdi çok iyi, yeni yeni yürümeye başlıyor. Kendisi 4-5 adım atıyor, sağ ayak ve bacağını neredeyse kusursuz kullanıyor. Sağ eli hala daha pasif ama eskisine göre yine oldukça iyi. Fizyoterapistimizin tavsiyeleriyle çeşitli yöntemler kullanarak sağ elini güçlendirmeye çalışıyoruz. Düzenli nörolog kontrollerine gidiyoruz. Duru çok daha iyi, keyfi de yerinde çünkü ben de daha iyiyim. Ona güveniyorum, olduğu gibi kabulleniyorum ve desteklemek için elimden geleni yapıyorum.
      Her konuda yeterli olmaya çalışıyorum. Biliyorum mükemmel olamayacağımı ve nefes almaya, dinlenmeye, gezmeye, coşmaya, kendimi kaybetmeye hakkım olduğunu kabulleniyorum.

     Siz de kabullenin değiştiremeyeceğiniz gerçekleri ve farklı yerden bakmaya çalışın olaylara, asla bir şey kaybetmezsiniz, kazanırsınız, güçlenirsiniz.

     Sevgiler...



5 Aralık 2014 Cuma

Ankara Bebeleri

     Henüz fırsat bulabildim Ankara fotograflarını yayınlamaya ve oradaki tüm sevdiklerimize teşekkür etmeye... Bizi ağırladığınız, ilgilendiğiniz, aradığınız ve bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz.
Sizi seviyoruz :))


































14 Ekim 2014 Salı

Kebap Kokusu

     Zaman geçiyor, her şey değişiyor... Ekrandaki sarışın kırmızı rujlu kokoş kadın kadar var yaşım. Bundan 31 yıl önceymiş, annemle babam yerleşmişler bu eve. Burda dünyaya gelmişim ben, 4 duvar sıcak yuvada.. İlk yürüme, ilk konuşma, ilkler  ve ilkler... Hep bu sokakta büyüdüm ben hep bu sokakta koştum. Büyüdüm kitap taşıdım bu sokakta ben, büyüdüm çanta taşıdım. Büyüdükçe yüküm arttı... Kitaplar arasında kurumuş yapraklar, çiçekler taşıdım bu sokağa. Her eve gelişimde değişti yüküm. Saate bakmamaya başladım önce sonra düz çizgide yürümeye çalıştım. Botla, terlikle, yalın ayak girdim ben bu eve... Şimdi bebelerimle giriyorum aynı kapıdan. Belim tutuk, gözlerim yorgun ama yüreğim dopdolu...
     Zaman geçiyor, her şey değişiyor... Flamingo pastanesi kapanıyor, yerine dönerci açılıyor... Her şey değişiyor, köşe başı, sokak ortası, cadde üstü döner kokuyor. Tunalı'da yürüyorum kafam buğulu, her yer bir garip. İnşaat alanı mı, düğün yeri mi belli değil... Binalar yıkılmış, ne Ottimo var, ne Subway, ne Tivoli... Bir garip müzikte göbek atanlar... Anlamadım ben bu işi. Neyse ki yerinde duranlar var. Mini barı, Kıtır'ı görmek bile insanın kendisini iyi hissetmesine yetiyor.
     Her gün çıkıyoruz çocuklarla dışarı, turluyoruz Tunalı'yı ve tabii ki vazgeçilmez yerimiz Kuğulu Park'a gidiyoruz. Kuğulu Park da eskisi gibi değil. Zaman geçiyor, her şey değişiyor. Zaman geçiyor Kuğulu Park kebap kokuyor. Kuğulu Park'ta büyümüşüm ben de. Bir zamanlar trafiğe kapatılırdı Tunalı Hilmi, bisikletle giderdik parka. Orada oynardık, kuğulara yem atardık. Sonraki yıllarda bir kafe açıldı oraya, çay içilirdi, tatlı yenirdi, keyifli bir yerdi. Şimdi ise bir kebapçı var! Kebap kokuyor Kuğulu Park haberiniz olsun. Sabah, öğle, akşam kebap! Düşünüyorum, sadece kebapçılar, dönerciler mi iş yapıyor buralarda acaba? Sonra diyorum parkta kebapçının işi ne? çıkamıyorum işin içinden. En iyisi kuğuları seyredelim biz, ördeklere bakalım, bebeleri eğlendirelim.
     Ankara'lı arkadaşlarıma sevgiler :)
















6 Eylül 2014 Cumartesi

Nereden Bileyim?

     Şimdi durup düşünüyorum; çocuklar büyüdüğünde bana sorsalar, sorsalar ki '' Anne bu gözyaşları niye? '' Ben ne derim? Derim ki '' Kimse çözememiş, Havva Hatun anlamamışken ben nasıl anlayayım? Yorsam kendimi, kapatsam zindanlara, odalara, düşünsem gece gündüz yine anlamam. Anlamam neden olur bu savaşlar, nedendir bu kin bu öfke! Hepimiz BİR isek neden var silahlar? Hepimiz insansak neden ölür çocuklar? Nasıl anlayayım, nasıl bileyim? Koskoca adamlar bilememiş, bilir kişiler çözememiş ben nereden bileyim? Ben nasıl anlatayım size yavrucum bu insafsızlığı, bu vahşeti, bu eziyeti...