25 Kasım 2013 Pazartesi

Yetti Be Teyze!

     Yetti teyze yetti, yoldaki teyze, pazardaki amca, kafedeki kadın, hastanedeki çok bilmiş adam, sokaktaki maydanoz abla!
     Sordum mu fikrinizi acaba? Merak ettim mi düşüncenizi? Kendi bebenize, torununuza, yeğeninize saklayın çok bilmişliklerinizi!
     Nasıl bir ukalalık, nasıl bir anlamsız samimiyet bu yahu?! Sinirleniyor insan, cevap veremiyor, için için düşünüyor ''Ya doğruysa?'' diye.. Ne yorumlar var, ne tavsiyeler bir bilseniz!
     Bir de sorular var gezmeye çıkan annelerinin başının belası.. Hadi soru sorana, ilgilenene bir yere kadar tamam da, bu her şeye maydonoz insanlar beni çıldırtıyor!
    Maydonozlar bir tarafa dursun, uzak dursun, ikiz annelerinin defalarca karşılaştıkları soruları şöyle sıralayabilirim:

1. Aaa ikiz mi onlar?
2. Cinsiyetleri ne?
3. Çift yumurta mı, tek yumurta mı?
4. Kaç aylıklar?
5. Ailede ikiz var mı?
6. Kime benziyorlar?
7. Hangisi daha büyük?
8. Normal doğum mu, sezeryan mı?


Bunlar klasik sorular! Şimdi abukluklara geçiyorum:

8. Zor oluyordur değil mi?
9. Tüp bebek mi? ( Oha! Samimiyete bak! Sanane ulan! )
10. Biri ağlayınca diğeri de ağlıyor mu?
11. Sütün yetiyor mu? ( Vurucu sorulardan! Yetmiyor napayım?? )
12. Niye benzer isimler koymadınız?
13. İkiz yapmanın bir formülü var mı?
14. Hangisi daha yaramaz? Ve hangisi ile başlayan binlerce soru... Hele bir tanesi var! Hangisini daha çok seviyorsun? Hastasıyım bu sorunun!
15. Ya bir daha ikizlerin olursa!? ( Olursa olur! )


   Artık cevap vermek istemiyorum! Sokaktaki her şeye karışan teyzelere o kadar gıcığım ki! Hele kötü yorum yapanlara! Küçük mü biraz bunlar? O arabada hiç rahat gözükmüyor! İkiz istemem, şu haline bak! Bu havada bebeğin dışarda ne işi var?
    Anlayacağınız sıkıldım, özellikle abuk sorulara cevap vermekten, olumsuz yorumlarla karşılaşmaktan çok sıkıldım! Çok bilmiş teyze! Doğur da bir ikiz, görelim seni de!


 
   
   


31 Ekim 2013 Perşembe

Minik Kızım

     Benim minik bir kızım var, altı aylık oldu dün. 6,5 kilo, 65 cm. Minik elleri var, minik burnu, minik ayakları.. Yeni çıkan saçları var, çimen gözleri, beyaz teni... Benim minik bir kızım var, kızımın minik bir beyni... Beyni var bebeğimin, her saniye değişen, her saniye gelişen... Minik kızım hastanede şimdi, bize göre minik, kendine göre büyük bir damarı tıkandı. O minik beyni beslenemedi bir süre... Bekliyoruz neler olacak, nasıl olacak? Nasıl atlatacak o  minik ama güçlü beyni bu durumu?
     Umutluyuz, siz de umutlu ve güzel dileklerinizi gönderin.

17 Eylül 2013 Salı

Çok Üzgünüm

     Çok üzülüyorum... Nedir bizim alıp veremediğimiz? Kimin savaşı, kimin hırsı, kimin derdi bu olanlar?
     Çok üzülüyorum, dünyaya, tüm canlılara, insan denen varlığa... Milyonlarca yıldır neyi paylaşamıyoruz, neyi çözemiyoruz anlamıyorum. Ya benim kafam basmıyor ya da anlaşılacak bir şey yok ortada! Neden diye soruyorum hep? Varsa bir yaradan soruyorum.. Neden? Neden çocuklar ölüyor, neden anneler ağlıyor? Kim bunun sorumlusu?  Boylu boyunca yatan, bir şeyden habersiz çocuğun suçu ne?
     Çok üzülüyorum. Kahroluyorum. Ve böyle yaşamak zorunda kalıyorum. Görmüyorum, duymuyorum... Tv, gazete, haberlerden uzak duruyorum, olanlara dayanamıyorum. Çok mu etkileniyorum, çok mu zalimce olanlar? İnsanlık dışı diyoruz ya.. İnsanlık nedir?? Nedir bu allah aşkına? Öldürmek, zarar vermek, tecavüz etmek... Bu mu insanlık? Bizi canavar yapan ne?
    Soruyorum, cevap alamıyorum... Ne yapsam bilemiyorum. Ben de yokmuş gibi davranıyorum. Çaresiz hissediyorum kendimi ve bu çaresizlik içinde çocuk büyütmeye çalışıyorum. Nasıl olabilir bu? Nasıl başarabilirim bilemiyorum ama yokmuş gibi yapıyorum. Şimdilik bulduğum çözüm bu! Varsa bir bildiği olan lütfen anlatsın bana, biri çare olsun bana! İçim acıyor, çok üzülüyorum.

4 Eylül 2013 Çarşamba

Anneanneme Mektup

                                                                     Sevgili anneannem,
   Ben doğduğumda '' İşte evliliğin zaferi bu, evliliğin en güzel hediyesi torun sahibi olmak.'' diyen ananem, bu dünyadaki ilk 40 günümde bizim evden çıkmayan, ilk banyomu yaptıran, bıkmadan bana bakan, merdivenlerde sırtında taşıyan, Bahçelievlerde kucağında taşıyan, nefesi kesilene kadar benim çocuk kaprislerime katlanan, her defasında beni mutlu etmek için elinden geleni yapan ananem!
'' Ananemi isterim'' diye avazım çıktığı kadar bağırdığım, apartmanı birbirine kattığım, pencereden bakıp arkandan ağladığım ananem!  Sana sesleniyorum, duyuyor musun bilmem! Ben iyiyim, çocukların, torunların, torununun çocukları iyi, Herkes iyi. Hayata devam ediyoruz sensiz. Ben devam ediyorum, bebişler var biliyorsun, onlarla ilgilenmem lazım... Ağlayamadım ananem günlerce, dondum kaldım, yavrular etkilenmesin diye öylece durdum. Taa ki o güne kadar, seni uğurladığımız güne kadar... O gün karanfil koydum başucuna, gördün mü bilmem!
     Ananem, ''O kıyafet olmamış.'', '' Bu ayakkabılar topuksuz.'' , '' O göbeği içeri çek.'' diyen, zarif, güzel, kokoş ananem! Ayakta duramazken, ayrılırken evden '' Bekliyoruz seni bu evde anneannecim. '' dediğimde, sarıldığımda bana umutsuz bakan yine de '' Tamam kızım. '' diyen ananem...
     Simit mi yesek ananem kahvaltıda? Sen alsan yine son gün gidip aldığın gibi bizim bakkaldan... Bu ekmekler bayat, simit yiyelim, çiçek ekmek ya da gözleme söyleyelim yan kafeden. Ne dersin? Ne yiyelim, ne giyelim, ne yapalım bu sabah ananem?
     Çok mutluyum, son günlerimizi beraber geçirdiğimize, çok mutluyum tüm aile bir evi paylaştığımıza, çok mutluyum 2 bebekle Güllük'e geldiğimize, çok mutluyum kardeşlerini, akrabalarını son kez gördüğüne, çok mutluyum bebişleri kucaklayıp, onlara sabah masajları yapıp, ninniler söylediğine! İyi ki beraberdik anneannecim.





   
 

13 Ağustos 2013 Salı

Merak

     Kolumu kaldıracak halim yok, yatsam 3 gün uyurum... Gözlerimin altı mor, yüzüm beyaz... Amaa kalbim ılık, ruhum heyecanlı, aklım meraklı... Nasıl olacak bizim çocuklar, nasıl büyüyecekler, neler görecekler, ne zaman gülecekler, ne zaman yürüyecekler, ne zaman konuşacaklar?? Binlerce soru aklımda! Merak içindeyim, heyecanlıyım, mutluyum, kendim için, Erdem için, bebişler için, hayat için, gelecek günler için...

1 Ağustos 2013 Perşembe

3. Ay Kutlaması


     30 Temmuzda bebişler 3. aylarını bitirdiler. Uzay 5 kilo 450 gr, Duru 4 kilo 750 gr... Yemedim yedirdim, içmedim içirdim diyeceğim yalan olacak :) Yedim de yedirdim de... :) Ama uyumadım! Uykusuz ve yorgunum. İlk fotograf bebişlerin hastaneden çıktıkları güne ait. Bakıyorum da ne kadar minikler.. 





22 Temmuz 2013 Pazartesi

Güzel Günler Göreceğiz, Güneşili Günler...

     Bazen yorgunluktan ve uykusuzluktan fark edemiyorum ama ne kadar şanslıyım. 2 sağlıklı bebişim, harika bir sevgilim ve bana hep destek olan bir ailem var. Daha ne olabilir ki?! Para pul nedir ki? Bez parasıymış, doktor parasıymış, evmiş, arabaymış... Huzurmuş önemli olan. Paylaşmakmış asıl olan...
     '' Sen doğur, biz bakarız, mutlaka yardım ederiz.''  deyip iş başa düşünce ortadan kaybolanlara da var bir sözüm. Paylaşmakmış asıl olan, zor günde yanında olmakmış, destek olmakmış.
     Herkese sevgiler, güneşli günler :)

11 Temmuz 2013 Perşembe

Olabilirdim!

     Şu anda, o çok istediğim şehirde olabilirdim ya da Maldivlerde plajda... Keyif yapıyor olabilirdim şarabımla, peynirimle ya da hiç tatmadığım lezzetlerin peşinde. Şu anda çook başka bir ülkenin, hiç bilinmedik kasabasını geziyor olabilirdim, sırtımda çanta, gözümde gözlükle ya da bir ormanda kampta kuş sesleri içinde... Şu anda hayalini kurduğum işi kurmuş olabilirdim ya da canla başla çalışmakta...
     Tüm bunları yapıyor olabilirdim. Tüm bunları yaparken bilmezdim ben bu duyguları, yaşamazdım ben bu olayları. Tüm bunları yaparken hissetmezdim anneliği, dokunamazdım bebişlere, anlamazdım kucaklamanın sıcaklığını... Gözlerine bakıp bebeklerimin, ''İyi ki varsınız.'' diyemezdim. ''Dünyanın tüm dertleri bir yana, siz bir yana'' diyemezdim. Ağlamazdım hasretten. Gözlerimden uyku akarken şevkatle sarılamazdım kimseye.
      Uyuyabilirdim geceleri saatlerce ama her sabah uyanmazdım bu kadar sevgiyle, sabırla ve umutla.
      '' İyi ki varsınız canlarım, iyi ki! ''



    

3 Temmuz 2013 Çarşamba

Patikalı

     Bir boş zaman buldum, 2 satır yazayım dedim. Bebişler büyümekte, serpilmekte. Geçen hafta 2. ay kontrolleri vardı. Her şey yolunda, sağlıkları iyi. Kilo da almışlar. Duru 3,4 kilo, Uzay 3,8! Çocukları evde tartmıyorum. Bekliyorum hastane ya da aşı günlerini. Bekliyorum ki araya zaman girsin de '' Ooo ne kadar kilo almışlar.'' diyelim :) İşte böyle şeylerle motive oluyorum :)
     Bebişler, yeni doğan sınıfına girdiler artık. Anne karnında doladurmaları gereken 40 haftayı bitirip, doğum zamanına ulaştılar. Hatta şimdi 2 haftalıklar diyebiliriz. Düzeltilmiş yaş deniyor buna. Kronolojik yaşları 2 aylık , düzeltilmiş yaşları 2 haftalık!
     Buarada son günlerde olanları özetliyorum; Yardımcı kadın gitti, ortada kaldık, yardıma halam geldi, uykulu-uykusuz geceler geçirdik, bol bol popo, kusmuk temizledik, gaz çıkarsınlar diye gözlerinin içine baktık bebelerin, ısrarcı, anlayışsız insanlara kalkan olduk yine. Dışarıdan çekilmez gözükmesin bu yaşadıklarımız, eğlenceli şeyler de yaptık. Mesela, hep beraber dışarı çıktık, bebişler ilk gezmelerini yaptılar. Pazar günleri kahvaltıya gittik açık havaya, akşamüstleri balkon keyfi yaptık annem, halam, ben.. Dedikodu yaptık bol bol :) Bebişleri Amerika'dan gelen küçük kuzenleri Wynn ile tanıştırdık bu sayede ilk misafirlerimizi ağırladık. Fotoğraf çektik gece gündüz. Ben insanları taciz ettim, fotoğraf gönderip durdum :) (İnsan paylaşmak istiyor sevdikleriyle...)
     İşte böyle geçip gidiveriyor günler, o kadar çabuk geçiyor ki hiç bir şey anlamıyorum. Yattım kalktım, uyudum uyandım derken zaten günleri karıştırıyorum, saatleri bilemiyorum. Ama iyiyim, bebişlerim iyi, ben de iyiyim. Erdem de iyi. Upuzun bir yolun başında ilerliyoruz, virajlı, zorlu ama bir o kadar da manzaralı, ağaçlı, patikalı...
   
 

18 Haziran 2013 Salı

40 Gün 40 Gece

   
      Evveet çocukların kırkını çıkardık geçen hafta. Dünyaya gözlerini açalı 40 gün oldu yavruların. 40 gün oldu bu mücadeleye başlayalı. 17 gün bizden ayrı mücadele ettiler hayata tutunmak için. Sonra hep beraber olduk, bir olduk.
     Eve geldiğimizde henüz oldukça acemi bir anneydim. ( Hala çok acemiyim.. Kimbilir daha nelerle karşılacağım.) Neyse o ne yaptığını bilmez halim gün geçtikçe kayboldu. İlk günler, çocuklara hastanede uygulanan beslenme ve uyku düzenini evde oturtmaya çalışmakla geçti. 10 dakika geç kalsam geriliyor ve etrafımdakileri de geriyordum. Laf açılmışken, burdan kendilerine özürlerimi göndermek isterim. :) Lohusalığın verdiği huzursuzluk, yaşamış olduğumuz yoğun bakım stresi, her an çalan telefonla gerilme günleri beni biraz yıprattı. 
     Çocuklarla buluştuğumuz andan itibaren bir çok şeyi deneyimlemeye ve öğrenmeye başladık. İlk öğrendiklerimden biri '' Her şeyi kendim yapamam.'' Başlarda, kimseden yardım almayıp, her şeyi kendim yapmak istiyordum. Yapıyordum da.. 2-3 gün sonra yorgunluktan bittiğimde farkettim ki bu mümkün değil. Annem ve evdeki yardımcımızla paylaşmaya başladım bebişlerin bakımını. Gece nöbetlerini de Erdemle yapıyoruz. Benim hepsine yetişmem olanaksız. Zaten süt üretmek ve sağmak başlı başına bir yorgunluk. Okuduğum kitaplardan bu ''En iyi ben bakarım, her şeyi ben yaparım.'' psikolojisinin her yeni annede olabileceğini öğrendim. Özellikle ikiz annelerine tavsiyeler ''Mutlaka yardım alın. '' ile başlıyor. Her neyse bu inatlaşmamı bitirdikten sonra, ''Acaba iyi bakabilecekler mi?'' sorusu kafama takıldı. Başlarında durdum, ''Öyle değil, böyle. '' dedim ve sonunda içimi rahat ettirmeyi başardım. Üstümden bir yük kalktı ve uyumaya başladım 3-5 saat. Bu durum beni dinlendirdi.
     Derken, direniş başladı, her emzirme, besleme, süt sağma aralarında elimde telefon evin içinde gezmeye başladım. Uykuyu unutup, direnişi takip ettim, bol bol küfür ettim, bol bol umutlandım çocuklarım için. Ama çok içimde kaldı, Gezi'ye gidememek, sokaklarda hakkımı arayamamak. Napıyım ben de tencere tava havasına katıldım :)
     Buarada hastaneden çıkarken doktor bize direktifleri verdi, ''Eve misafir yok, çocuklara bakan kişiler de aşı olacak.'' dedi. Biz aşımızı olduk ama şu misafir meselesi dert oldu başımıza. Bu kadar mı zor bunu anlamak kardeşim! Alınan mı istersin, küsen mi... Sanki ben memnunum durumdan da çocukları göstermiyorum, kendime saklıyorum, turşularını kuracağım... Gerçekten bazı insanlara bunu anlatmak için tartışmamız gerekti, üzüldük. Zamanla bunu da atlattık.
     Neyse, her şey iyi derken, 40. günde süt krizine girdim. Bebişler büyümeye bol bol süt içmeye başladılar ve bir kaç kez aç kaldılar. Dondurucudaki süt stoğu da tükendi. Kendimi o kadar alıştırmış ve inandırmıştım ki onları sadece sütle besleyeceğime, bu durumu kabullenmek zor oldu. Doktorun tavsiyesiyle, prematüre bebekler için olan mamaya başladım. Çocukalara süt yetmediğinde artık mama veriyorum. Yapacak bir şey yok, aç bırakacak değilim yavruları :) 
     Bugünlerde ise, Ankara'ya izine gönderdiğimiz annemi beklemekte, yorgunluktan kolumu kaldıramamakta ve süt artırma çalışmalarına devam etmekteyim.

Herkese Sevgiler...

16 Haziran 2013 Pazar

Koku

     İnsan hangi kokuyu bu kadar sever? İnsan bir kokuyu bu kadar sevebilir mi? Bebişlerin kokusu burnumda hep. Nasıl bir bağ bu aramızdaki? Sürekli koklamak istiyorum. Onları kokularından tanıyorum.
      Onlar da beni tanıyorlar, biliyorlar kokumu. Kucağımda sakinleşip, içlerini çeke çeke uyuyorlar.
      Dışarda olup eve girdiğimde kokuyu takip ediyorum. Huzur veriyor o kuku bana aynı zamanda anne olduğumu hatırlatıyor. Güçlü hissediyorum kendimi, onlar için her şeyi yapabileceğimi, dimdik ayakta olduğumu farkediyorum.
   



   

2 Haziran 2013 Pazar

Bu Şehir

     Yorgun, yağmurlu bir pazar sabahı İstanbul'da. İsyan sonrası sessiz bir sabah... Düşündüm de bu şehir ne isyanlar gördü, ne felaketler, ne yangınlar, ne kıyametler! Bu şehir bilir direnmeyi! Sadece biraz sessizdi yıllardır, suskundu, tepkisizdi olanlara, yapılanlara! Bu şehir bilir karşı koymayı, ayakta durmayı.
     Hamileliğimin özellikle son dönemlerinde bırakmıştım haber programlarını seyretmeyi. Çok etkileniyordum, her gece rüyamda görüyordum. Bırakmıştım düşünmeyi, dert etmeyi memleketin halini.
Endişe sarmasın ruhumu diye ilgilenmiyordum, kendi dünyamda bebişlerimi büyütmeye çalışıyordum içimde. Sonrası malum, erken bir doğum ve yoğun bakım, hastane süreci. Bir koşturma ve bebişlerin canının derdine düşmüştüm. Ne tv, ne gazete, umrumda değildi hiçbir şey!
     Yaklaşık 2 hafta önce çıktı bebişler hastaneden ve bizim ev maratonumuz başladı. Süt sağma, emzirme, alt değiştirme ve gaz çıkarma döngüsünü 3 saatte bir tekrarlayarak geçti günler. Günler geçti ama ben anlamadım zamanı, günleri karıştırdım, geceleri uyur uyanık takıldım.
     Bu döngü devam ederken 3 gün önce uyandım. Uyandım ben de herkes gibi. Utanmıyorum, söylüyorum, gerçekten bırakmıştım isyan etmeyi, düşünüp durmayı, umudetmeyi. Öyle bir an oldu ki, ''Evet, umut var bu ülkede.'' dedim. İçim dolu dolu oldu, ürperdim ve tekrar başladım düşünmeye! Katılmak istedim kitlelere sokaklarda ama yapamadım, bırakamadım bebişleri ve giremedim kalabalığın içine. Nasıl istedim koşarak taksime gitmeyi anlatamam. Evde kaldım ve bütün gelişmeleri takip etmeye çalıştım. Polisin şiddettini, -padişahın- umursamazlığını gördükçe endişe ettim yavrularım için. Bu şartlarda büyümelerinden korktum, hala da korkuyorum. Ama umudumu geri kazandım. Herkes için farklı şeyler ifade ediyor bu yaşadığımız olaylar. Panzerlerin karşısında duranlar için başka, yaralananlar için başka, Gezi Parkında sabahlayanlar için başka... Henüz bitmedi diyorum, yeni başladı diye düşünmek istiyorum. Mutlu oluyorum. Geceleri, bizim sessiz sokağımız bile ayaktaysa artık hep beraberiz diye ümidediyorum. Daha huzurlu bir anneyim artık, daha heyecanlıyım çocuklarımın geleceği için.










25 Mayıs 2013 Cumartesi

Ak Sakallı Dede

     İki gecedir rüyamda bir adam... Yaşlı, kirli beyaz sakallı hafif kambur. Diyor ki '' Merak etme çocuklar bana emanet.'' Hiç merak etmiyorum zaten, çok eminim senden amca. Rüyamda çocuklara işte bu amca bakıyordu, köhne bir odanın içinde, eski ahşap masasında oturuyor.. Raflar var üstünde masanın. Fotograflar, raflarda... Fotograflarda beyazlı kadınlar, hepsi gelinlikli... O kadınların bebeklerine bakıyormuş amca. Ben de veriyorum gelinlikli yeşillikler üstünde bir fotograf. ''Merak etme kızım.'' diyor tekrar. '' Çocuklar bana emanet. '' Hiç merak etmiyorum amca sen varken. İşin ehliymiş, bebişler hep ona emanetmiş...
     Pazartesiden beri evdeyiz, bebişlerle evimizde. Yorgun, huzurlu, mutlu :)

18 Mayıs 2013 Cumartesi

Uzaydan Gelen Bir Yavrucak

     2 gün önce aramıza katılan, uzaklardan gelen bir yabancı vardı. Vardı diyorum çünkü artık yabancı değil. Çekirdek ailemizin son ferdi Uzay bizimle... Onu en son yoğun bakımda gördüğümüzde demiştik ki '' Bebeğim, kendini yalnız hissetme, biz yukarda Duru ile seni bekliyoruz. Eve gitmiyoruz. Aynı çatı altındayız. '' O da bizi dinledi ve yanımıza geldi. 2 gecedir 4 kişi bir odada hastanede kalıoruz.          Birbirimizi tanıyoruz, kokularımıza alışıyoruz. Bol bol kucaklağıyoruz.
     Gece nöbetleri tam fotograflık oluyor! Bir yavru Erdem'in kucağında, diğeri benim gaz çıkarma seansları düzenliyoruz gözlerimiz uykulu... Sonra göz göze geliyoruz, gülüyoruz halimize. Günler geçtikçe biriken uykusuzluk bizi ne hale getirir bilmiyorum ama şimdi onlara kavuşmanın heyecanı ve mutluluğuyla hiç bir şikayetimiz yok.
     Son yapılan tahlil sonuçları iyi çıktı ama 2 bebişin de tedavileri devam ediyor, haftasonunu da hastanede geçireceğiz. Buralarda son günlerimiz... Bol bol tadını çıkartıyoruz. Hastanenin de tadı mı olur demeyin, tadı var, bebişlerlerle ilk günlerin, ilk deneyimlerin, ilk kucaklaşmaların, ilk yorgunlukların hep tadı var. Eminim bu günleri gülümseyerek hatırlayacağım. Eminim Ataşehir'in gökdelenlerini hiç unutmayacağım.
     Sevgiler.
   

16 Mayıs 2013 Perşembe

Ataşehir'in Gökdelenleri

     Hiç aklımızda yoktu Ataşehir'de doğum yapmak... Herşey çok hızlı gelişti. 15 gün boyunca günde 2 kez Ataşehir'e taşındık. Aklımızı, yüreğimizi burada bıraktık, bebişlere süt taşıdık her gün... Ellerini , ayaklarını sevdik. Bazen ağlayarak girdim yoğun bakıma, gülerek çıktım ya da dönüş yolunda süzüldü gözyaşlarım camdan dışarı bakarken. Günde 4 kez boğaz manzarası seyrettim köprüden. Her seferinde umutlandırdı İstanbul beni.
     Şimdi Ataşehirdeyiz yine, bu sefer kalıcıyız, hastanedeyiz. Salı günü bizi çağırdılar, " Haydi bakalım Duru sizinle buluşmaya hazır. " dediler. Eşyalarımızı toplayıp geldik. Pazartesiye kadar burada kalacağız. 2 gündür Duru bizimle beraber odada kalıyor. Bakımını, beslenmesini biz yapıyoruz. Hatta emzirmeyi de başarıyorum. Birbirimize alışıyoruz. Birbirimizi anlamaya çalıyoruz.
Geçen her dakika daha çok bağlanıyoruz birbirimize... Ben alt değiştirme, emzirme konusunda kendimi geliştirirken, Erdem gaz çıkarma konusunda çoktan benim önüme geçti :) 2 gecedir bir uyur bir uyanık annelik, babalık öğreniyoruz.
     Odamız Ataşehir'in gökdelenlerine bakıyor. Geceleri gözlerimi açtığımda, binalar görüyorum ışıklı... Aydınlatıyorlar odamızı. Düşünüyorum, gökdelenlerin arasında bir minik bebek anne ve babasıyla buluşuyor, hayatı öğrenmeye çalışıyor. Bir minik bebek daha bekliyor bizimle buluşmayı, aynı çatı altında ama uzakta... Bekliyor bizim kucaklamamızı... Sonra başkalarının minikleri de var yoğun bakımda, onlar da hayata tutunmaya çalışıyor, gökdelenlerin arasında, habersiz olan bitenden. Gökdelenler de habersiz olanlardan, çalışıyorlar gece gündüz...

10 Mayıs 2013 Cuma

İlk Kucaklaşma

   


     Dün Duru bebeğimizi ilk defa kucağıma aldım. Günlerdir, her tarafında kablolar, borular olan bebeğimiz onlardan kurtuldu ve ilk kucaklaşma yaşandı... Bir gün önceden, her şey yolunda gittiği takdirde Duru'yu kucağıma alabileceğim söylendi. Ama ''Kesin değil'' dendi. Bu '' Fazla heveslenme, umutlanma, belli olmaz'' demek oluyor. Daha önce Uzay için aynı şey söylenmişti ve ertesi gün hastaneye gittiğimizde Uzay'ın zor bir gece geçirdiğini ve durumunun kritik olduğunu öğrenmiştik.  Sepsis denilen enfeksiyonel bir durum başlamıştı.. O gün nasıl geçti, ne tepki verdim, neler oldu hatırlamıyorum. Rüyada gibiydim. Ama kendimi toparlamam gerekiyordu çünkü benim hissettiklerimi Uzay anlıyordu ve sütümün etkilenmemesi gerekiyordu. Her gidişimizde ona dokundum, sevdim, kalbimin derinliklerinden tüm annelik enerjimi ona aktardım. Şimdi daha iyi Uzay, antibiyotik tedavisi devam ediyor.
     Diyordum ki dün Duru'yu kucakladım... Hastaneye giderken özenle tüm hazırlıkları yaptım, çok da umutlanmamaya çalıştım ama heyecanlıydım. Gittiğimizde, Duru'nun bakım saatiydi, hemşireyle birlikte altını değiştirdik, ateşini ölçtük.. Ve sonra Duru'yu kucağıma aldım! Az da olsa emzirmeyi başardım :) Çok yoruldu emerken... Çok acayip bir duygu, böyle içim dolu dolu oldu. Şuanda kelime bulamıyorum anlatmaya. Daha sonra gazını çıkardık ve yatağına yatırdık. Erdem sadece bakmakla yetinmek zorunda kaldı. Bol bol ilk kucaklaşma fotoğrafı çekti.
     Bugün tekrardan tüm bakımını yapacağım ve emzirme alıştırmalarına devam edeceğiz. Birbirimize alışma, bağlanma dönemine girdik. Uzay da zor günlerini atlatıyor. Her şeyin yolunda gideceğini unut ediyorum! İnanıyorum.


 

9 Mayıs 2013 Perşembe

Herkesin Doğum Hikayesi Var Da Benim Yok Mu???

     Efendim, biz 29 Nisan Ptesi günü, rutin doktor kontrolümüze giderken, benim karnımda sevimsiz, vızıltılı bir ağrı vardı... Aslında o vızıltı 3 gündür vardı, gelip gidiyordu, ağrı da denmez, vızıltı gibi bir şeydi işte... Her neyse, ultrason kontrolüne girip, o karnımdaki vızıltıyı doktora anlatınca her şey ortaya çıktı! Meğerse ben günlerdir doğum sancısı çekiyormuşum! Baby showerdayken, çocuklar çoktan yola çıkmış :)

     Önce küçük bir şok geçirdik tabi ki! Doktorumuz bizi hemen hastaneye yönlendirdi. Doğumu durdurmaya çalışacaklarını söyledi. Erdemle gayet sakin bir şekilde hastaneye gittik, beni yatırdılar, sancıların şiddetini ölçen makinaya bağladılar, serum, ilaç derken ben geceyi hastanede geçirdim. Hala sakinliğimizi koruyorduk çünkü doğumun duracağına ve hastaneden çıkacağımıza emindik. Hemşireler bu kadar şiddetli sancıları sadece vızıltı olarak hissettiğime inannamayıp, ne kadar şanşlı olduğumu söylediler.

    Sabahın erken saatlerinde, doktorumuz kontrole geldi ve rahim ağzının iyice açıldığını, kasılmaların şiddetlendiğini ve doğumu durdurmanın artık mümkün olmadığını söylediğinde biz durumun farkına vardık ve kabullenme aşamasına geçtik. Ben henüz 32 haftalık olan bebişleri dünyaya getirmek konusunda oldukça endişeliydim. Yapacak bir şey yoktu, sakin olup onlara ve kendime inanmam gerekiyordu. Onlar seçmişlerdi gelecekleri zamanı, benim doğum günümü seçmelerinin bir nedeni olmalıydı. Ameliyathaneden hazır olduklarına dair haber geldiğinde, ben titriyordum. Hepimizin şansa ve işini iyi bilen doktorlara ihtiyacı vardı. Yanımda Erdem, annem, Günsel annem ve Seran vardı. Beni ameliyathaneye kadar uğurladılar. Epidural anestezi yapılırken, heyecan, mutluluk, hüzün, endişe ve titreme tüm vücudumu sarmıştı. Beni sakinleştiren anestezi uzmanı ve hemşireler herşeyin yolunda gideceğini, tüm yeni doğan ekibinin hazır olduğunu söylediler. Daha sonra tüm hazırlıklar yapıldı ve sezeryan başladı. Erdem yanımdaydı, elimi tutuyordu. Diğer yanımda anestezi uzmanı, o anda yapılan işlemleri anlatıyordu... Ve sonunda bir ağlama sesi! Kızımız!  1 dakika sonra bir ağlama sesi daha! Oğlumuz! İnanılmaz bir duygu! İkisi de ağlıyordu! Ne güzel! ( Bir daha ağlama sesi bana bu kadar iyi gelmeyecek eminim! ) Erdem bebeklerimize baktı, mosmor 2 yavru... Benim görmeye fırsatım olmadı, onları hemen yoğun bakıma aldılar. Doktor Tolga Bey, ameliyatın sonunda ''İyi ki doğdun Pelin'' dedi.. Heralde hiç unutmayacağım o anı! Ben yattığım yerde ağlıyordum, Erdem bebişlerin başında...

     Daha sonra beni biraz uyuttular ve odaya çıkardılar. Sersem gibiydim. Akşama kadar devam etti sersemliğim... Yoğun bakımdan bebeklerimizin durumunun iyi olduğu haberi geldikçe, mutlu olduk, biraz içimiz rahatladı. Handeyi aradık, çikolataları kaptı geldi :) Akşamüstü hemşireler bana pasta ile doğum günü kutlaması yaptılar! O gün gelen giden, kutlamalar ve sersemlikle geçti. Gece yoğun bakımdan haber geldi, bebişleri görmeye çağırdılar bizi. Heyecanla indik aşağıya ve 2 kırmızı, bol saçlı, buruşuk suratlı yavrularımızı gördük, onlara dokunduk, fotograflarını çektik ve hala bize ait olduklarına inanamayarak odamıza döndük. Odada bizi bekleyen arkadaşlarımız hemen fotoğraflara bakmaya başladılar ve beni sandalyede unuttular :) İşte o zaman anladım, saltanat sona erdi :) Artık ilgi odağı ben değilim! :)

     Geceyi rahatça uyuyarak geçirdik. Süt pompalamayı öğretti hemşireler, az da olsa sütüm geldi, ağız sütü dedikleri, en değerli olan süt bebişlere başarıyla gönderildi...

     2 gün hastenede kaldıktan sonra biz çıktık, bebişlerimizi doktorlara, hemşirelere emanet ettik. Bir yanımız orada kaldı.

     Ataşahir Memorial Hastanesinden çok memnun kaldık, doğum öncesinde ve sonrasında bize çok yardımcı oldular, herkes çok ilgiliydi. Bizi hastanede ziyarate gelen, arayan, ilgilenen herkese çok teşekkür ederiz. Sevdiklerimizin yanımızda olması bizi mutlu etti.

   

7 Mayıs 2013 Salı

İYİ Kİ DOĞDUK BEBİŞLERİM

     30 Nisan 1984 bundan 29 sene önce açmışım dünyaya gözlerimi! 29 yaşımı bitirdim! Sabah 7'de doğmuşum... Anneme sancılar yaşatarak, kedi gibi doğmuşum. Annem kediye benzetmiş beni :) Buruşuk suratlıymışım, bol saçlı...

     30 Nisan 2013... Bundan 1 hafta önce... Açtı bebeklerim gözlerini bu dünyaya! 30 yaşıma girerken hediye oldular! Bana acı çektirmeden, bir şey hissettirmeden, usul usul yola çıktılar! Sakince geldiler, canımı acıtmadan. Erken oldu gelişleri, beklediğimizden çok erken! Küçük, buruşuk suratllı ve bol saçlı... Geldiler, bir hediye gibi bana! Önce, ''Daha değil'' dedik, ''Daha erken'' dedik. Dinlemediler bizi,  kendileri seçtiler. Bu günü seçtiler. Bize ''Merhaba'' demek istediler. İlk nefeslerini almak, ağlamak istediler. Bizi ağlatmak istediler. 30 yaşıma girerken, '' İyi ki doğduk'' dediler. '' Anne'' dediler!