18 Haziran 2013 Salı

40 Gün 40 Gece

   
      Evveet çocukların kırkını çıkardık geçen hafta. Dünyaya gözlerini açalı 40 gün oldu yavruların. 40 gün oldu bu mücadeleye başlayalı. 17 gün bizden ayrı mücadele ettiler hayata tutunmak için. Sonra hep beraber olduk, bir olduk.
     Eve geldiğimizde henüz oldukça acemi bir anneydim. ( Hala çok acemiyim.. Kimbilir daha nelerle karşılacağım.) Neyse o ne yaptığını bilmez halim gün geçtikçe kayboldu. İlk günler, çocuklara hastanede uygulanan beslenme ve uyku düzenini evde oturtmaya çalışmakla geçti. 10 dakika geç kalsam geriliyor ve etrafımdakileri de geriyordum. Laf açılmışken, burdan kendilerine özürlerimi göndermek isterim. :) Lohusalığın verdiği huzursuzluk, yaşamış olduğumuz yoğun bakım stresi, her an çalan telefonla gerilme günleri beni biraz yıprattı. 
     Çocuklarla buluştuğumuz andan itibaren bir çok şeyi deneyimlemeye ve öğrenmeye başladık. İlk öğrendiklerimden biri '' Her şeyi kendim yapamam.'' Başlarda, kimseden yardım almayıp, her şeyi kendim yapmak istiyordum. Yapıyordum da.. 2-3 gün sonra yorgunluktan bittiğimde farkettim ki bu mümkün değil. Annem ve evdeki yardımcımızla paylaşmaya başladım bebişlerin bakımını. Gece nöbetlerini de Erdemle yapıyoruz. Benim hepsine yetişmem olanaksız. Zaten süt üretmek ve sağmak başlı başına bir yorgunluk. Okuduğum kitaplardan bu ''En iyi ben bakarım, her şeyi ben yaparım.'' psikolojisinin her yeni annede olabileceğini öğrendim. Özellikle ikiz annelerine tavsiyeler ''Mutlaka yardım alın. '' ile başlıyor. Her neyse bu inatlaşmamı bitirdikten sonra, ''Acaba iyi bakabilecekler mi?'' sorusu kafama takıldı. Başlarında durdum, ''Öyle değil, böyle. '' dedim ve sonunda içimi rahat ettirmeyi başardım. Üstümden bir yük kalktı ve uyumaya başladım 3-5 saat. Bu durum beni dinlendirdi.
     Derken, direniş başladı, her emzirme, besleme, süt sağma aralarında elimde telefon evin içinde gezmeye başladım. Uykuyu unutup, direnişi takip ettim, bol bol küfür ettim, bol bol umutlandım çocuklarım için. Ama çok içimde kaldı, Gezi'ye gidememek, sokaklarda hakkımı arayamamak. Napıyım ben de tencere tava havasına katıldım :)
     Buarada hastaneden çıkarken doktor bize direktifleri verdi, ''Eve misafir yok, çocuklara bakan kişiler de aşı olacak.'' dedi. Biz aşımızı olduk ama şu misafir meselesi dert oldu başımıza. Bu kadar mı zor bunu anlamak kardeşim! Alınan mı istersin, küsen mi... Sanki ben memnunum durumdan da çocukları göstermiyorum, kendime saklıyorum, turşularını kuracağım... Gerçekten bazı insanlara bunu anlatmak için tartışmamız gerekti, üzüldük. Zamanla bunu da atlattık.
     Neyse, her şey iyi derken, 40. günde süt krizine girdim. Bebişler büyümeye bol bol süt içmeye başladılar ve bir kaç kez aç kaldılar. Dondurucudaki süt stoğu da tükendi. Kendimi o kadar alıştırmış ve inandırmıştım ki onları sadece sütle besleyeceğime, bu durumu kabullenmek zor oldu. Doktorun tavsiyesiyle, prematüre bebekler için olan mamaya başladım. Çocukalara süt yetmediğinde artık mama veriyorum. Yapacak bir şey yok, aç bırakacak değilim yavruları :) 
     Bugünlerde ise, Ankara'ya izine gönderdiğimiz annemi beklemekte, yorgunluktan kolumu kaldıramamakta ve süt artırma çalışmalarına devam etmekteyim.

Herkese Sevgiler...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder