5 Aralık 2014 Cuma

Ankara Bebeleri

     Henüz fırsat bulabildim Ankara fotograflarını yayınlamaya ve oradaki tüm sevdiklerimize teşekkür etmeye... Bizi ağırladığınız, ilgilendiğiniz, aradığınız ve bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz.
Sizi seviyoruz :))


































14 Ekim 2014 Salı

Kebap Kokusu

     Zaman geçiyor, her şey değişiyor... Ekrandaki sarışın kırmızı rujlu kokoş kadın kadar var yaşım. Bundan 31 yıl önceymiş, annemle babam yerleşmişler bu eve. Burda dünyaya gelmişim ben, 4 duvar sıcak yuvada.. İlk yürüme, ilk konuşma, ilkler  ve ilkler... Hep bu sokakta büyüdüm ben hep bu sokakta koştum. Büyüdüm kitap taşıdım bu sokakta ben, büyüdüm çanta taşıdım. Büyüdükçe yüküm arttı... Kitaplar arasında kurumuş yapraklar, çiçekler taşıdım bu sokağa. Her eve gelişimde değişti yüküm. Saate bakmamaya başladım önce sonra düz çizgide yürümeye çalıştım. Botla, terlikle, yalın ayak girdim ben bu eve... Şimdi bebelerimle giriyorum aynı kapıdan. Belim tutuk, gözlerim yorgun ama yüreğim dopdolu...
     Zaman geçiyor, her şey değişiyor... Flamingo pastanesi kapanıyor, yerine dönerci açılıyor... Her şey değişiyor, köşe başı, sokak ortası, cadde üstü döner kokuyor. Tunalı'da yürüyorum kafam buğulu, her yer bir garip. İnşaat alanı mı, düğün yeri mi belli değil... Binalar yıkılmış, ne Ottimo var, ne Subway, ne Tivoli... Bir garip müzikte göbek atanlar... Anlamadım ben bu işi. Neyse ki yerinde duranlar var. Mini barı, Kıtır'ı görmek bile insanın kendisini iyi hissetmesine yetiyor.
     Her gün çıkıyoruz çocuklarla dışarı, turluyoruz Tunalı'yı ve tabii ki vazgeçilmez yerimiz Kuğulu Park'a gidiyoruz. Kuğulu Park da eskisi gibi değil. Zaman geçiyor, her şey değişiyor. Zaman geçiyor Kuğulu Park kebap kokuyor. Kuğulu Park'ta büyümüşüm ben de. Bir zamanlar trafiğe kapatılırdı Tunalı Hilmi, bisikletle giderdik parka. Orada oynardık, kuğulara yem atardık. Sonraki yıllarda bir kafe açıldı oraya, çay içilirdi, tatlı yenirdi, keyifli bir yerdi. Şimdi ise bir kebapçı var! Kebap kokuyor Kuğulu Park haberiniz olsun. Sabah, öğle, akşam kebap! Düşünüyorum, sadece kebapçılar, dönerciler mi iş yapıyor buralarda acaba? Sonra diyorum parkta kebapçının işi ne? çıkamıyorum işin içinden. En iyisi kuğuları seyredelim biz, ördeklere bakalım, bebeleri eğlendirelim.
     Ankara'lı arkadaşlarıma sevgiler :)
















6 Eylül 2014 Cumartesi

Nereden Bileyim?

     Şimdi durup düşünüyorum; çocuklar büyüdüğünde bana sorsalar, sorsalar ki '' Anne bu gözyaşları niye? '' Ben ne derim? Derim ki '' Kimse çözememiş, Havva Hatun anlamamışken ben nasıl anlayayım? Yorsam kendimi, kapatsam zindanlara, odalara, düşünsem gece gündüz yine anlamam. Anlamam neden olur bu savaşlar, nedendir bu kin bu öfke! Hepimiz BİR isek neden var silahlar? Hepimiz insansak neden ölür çocuklar? Nasıl anlayayım, nasıl bileyim? Koskoca adamlar bilememiş, bilir kişiler çözememiş ben nereden bileyim? Ben nasıl anlatayım size yavrucum bu insafsızlığı, bu vahşeti, bu eziyeti...



Biz Neymişiz Be Abi!

     Ne hayat yaşıyoruz ama 21. yüzyılda değil mi? Modern hayatın bize sundukları saymakla bitmez! Hemen herkesin evinde LCD ekran tvler, ceplerimizde bize her an ulaşabileceğimiz bilgileri taşıyan akıllı aletler, her yerde internet, dünyanın bir ucundan diğer ucuna kolay ulaşım, uzayda araştırma yapmak, uydu göndermek, aya gitmek, barajlarda su biriktirmek, rüzgar enerjisi kullanmak, gökdelenler, akıllı binalar inşaa etmek, görünmez silahlara sahip olmak, bir tuşla dünyayı yok edecek kadar güçlü olmak... İlk aklıma gelenler bunlar.

     Ah şu modern hayatın bize sundukları... Betondan bir yapının içindeki hücrelerde komşularını tanımadan yaşamak, bu hücrelere sahip olabilmek için bir ömür boyu çalışmak, tüylerimizi yoldurmak ya da kökünü kurutmak, bir iğne üzerinde yürüyüp bir de seksi olmaya çalışmak, kadınlık-iş-annelik kavramları arasında sıkışmak, psikologlara-danışmanlara ihtiyaç duymak, çocuk ağladığında ne yapacağımızı bilememek, minik bebeğimizi kreşe vermek, çocukları betonların arasındaki küçük yeşil alana götürmek, evde yardım etmesi için bir yabancıya yığınla para vermek, koskoca şehirde bir başına tuvalette yere oturup ağlamak ve daha sayamadıklarım...
     
     Neymiş anneymişiz, neymiş  21. yüzyılda anne olmak çok kolaymış, neymiş eskiden çamaşır makinasını bile yokmuş?! Bu hazır bezler büyük rahatlıkmış! Neymiş anneymişiz, elimizde telefon bebelerle selfie çekermişiz...

6 Ağustos 2014 Çarşamba

Yazıyorum Çünkü Varım :) - DurUzay Tatilde

 

     Öncelikle belirtmek isterim ki bu blog artık hamilelik, annelik ve bizim ikizler ile ilgili olmaktan çıktı... Ailem, etrafımda dönen bu garip dünya, hayat, yaşadıklarım ve kendim ile ilgili de yazmaya başladım.  Yazmayı seviyorum, iki satır karalamayı. Ben en güzel ben yapanlardan, kendimi iyi hissettiren şeylerden biri yazmak... Kuralsızca, kendimce, öylesine yazmak... Bana yaşadığım bu ilginç, mucizevi, yoğun ve oldukça zor dönemde yardımcı oldu yazmak.

     Kendimi anlattığıma göre artık fotografları paylaşabilirim... DurUzay ile birlikte tatildeyiz... Aslında burası tatil değil.. Tatil olmaz hiç ikiz annesine ama işte mekan değişikliği diyelim. Değişikliğe çocukları adapte etmek diyelim, onlara yeni şeyler öğretmek diyelim, biraz gezmek tozmak diyelim biraz da keyif diyelim :)






















                                                




























4 Ağustos 2014 Pazartesi

Tatilde 6. Hastalık

     Uzay tostosu var bir tane bizim evde, pek tatlıdır, pek güzeldir biraz da hassas çocuktur :)  Geçen hafta kendisinin alttan 2 dişi daha çıkmaya başladı malum ateş ve huysuzluk da beraberinde geldi. Ama bir farklılık vardı, ateşi hafif değil, oldukça yüksekti. 39-40 civarlarında.. Ha düştü düşecek derken baktım olmuyor, ateş düşürücü verdim. Ateş düşürücüler ancak 2 saat etkili oldu, çocuk sürekli yanıyor.   Anladım ki bu iş diş işi değil! Kaptığım gibi sağlık ocağına götürdüm bizim tostosu. Doktor üst solunum yolu enfeksiyonu tehşisi ile antibiyotik verdi... Versem mi vermesem mi düşünürken, baktım ateş düşmüyor, çocuk yemek yemiyor, sürekli ağlıyor... Dayanamadım, bastım antibiyotiği ateşin 3. gününde.. Ertesi gün uyandık, çocuk kırmızı döküntüler içinde.. Bacağında, kolunda derken tüm vücudunu sardı.. Dedim ilaçlar alerji yaptı.. İstanbul'daki bebelerin kendi doktorlarını aradım, durumu anlattım, fotograf gönderdim. Doktorumuz Dicle Hanım, ben daha anlatırken tehşisi koydu. 6. hastalık bu dedi. 3 günlük düşmeyen ateş sonrası 3 gün süren döküntü... Antibiyotik işe yaramıyor, hiç bir ilaç işe yaramıyor, çocuk hastalığı geçirip, bağışıklık kazanıyor bu virüse karşı. Hemen ilaçları bıraktım, bol bol duşa sokup rahatlattım Uzay'ı ve gerçekten 7. günde hiç bir şeyi kalmadı çocuğun!
     Aynı günlerde telefon ile haberleştiğim 2 arkadaşımın bebeğinin de 6. hastalık geçirdiğini öğrendim. Biri Ankara'da, biri İstanbul'da.. Genel olarak bir salgın varmış, doktorumuz uyardı.. Duru minnoş bu salgından etkilenmedi henüz.. İnşallah bu hain virüs Duru'ya bulaşmamıştır diyerek bitiriyorum yazımı..
     Bir sonraki yazımda sizlerle, bebelerin yazlıkçı fotograflarını paylaşacağım.
     Sevgiler.

16 Temmuz 2014 Çarşamba

İLK ve SON

     Bir yaz sabahı uyandım, üşümüş, mahmur ve dağınık. Güllük'teyiz. Ev dağınık, saç baş dağınık, çocuklar dağınık... Her yer karma karışık, alt üst. Yataklar, koltuklar, dolaplar...
     Eskiden düzenliydi buralar, bu odalar. Eskiden temizdi buralar, bu balkonlar. Eskiden küçüktüm ben, hiç büyümemiştim. Eskiden sesler vardı buralarda, eskiden kalan şarkılar çalardı bu kaset çalarda.. Eski filmler oynardı yazlık sinemada. Koşardık sokaklarda tozun toprağın içinde.. Elimizde boncuklar olurdu rengarenk, çeşit çeşit.. Boyardık duvarları kendi rengimize. Bisikletimiz dururdu kapımızda, ekmek almaya giderdik çarşıya. Eskiden yüzerdik biz bu denizde, buruşurdu parmaklarımız, güneş geçerdi başımıza. Dalgalarla boğuşur dururduk.
     İlk biralarımızı burada içtik, ilk sigarayı burada yaktık ellerimiz titreyerek. İlk buralarda aşık olduk biz, ilk buralarda gülüştük. Dostluğu bu çay bahçesinde öğrendik biz. Tavla oynadık, kız tavlası. İlk burada sabahladık denizin ortasında. İlk burada saydık yıldızları. İlk bu sahilde yürüdük çıplak ayak. Burada öğrendik yüzmeyi, yürümeyi, konuşmayı, boncuktan kolye, midyeden bilezik yapmayı. İlk paramızı burada kazandık, ilk paramızı burada harcadık. Güneşin batışının güzelliğini ilk bu koyda gördük, kızıl dolunayın denizle buluşmasına ilk burada şahit olduk.
     İlklerin, eskilerin kasabası burası. Çocuklarım ilk burada soktu ayaklarını denize, ilk burada gördüler yazlık evi, yazlık havasını. İlk mayolarını burada giydiler. İlk burada yiyecekler dalından yeni koparılmış inciri, mandalinayı...
     İlklerin ve eskilerin kasabası burası benim için. Dilim varmıyor '' SON '' demeye, yakıştıramıyorum  '' BİTTİ '' demeyi dilime. İçim elvermiyor veda etmeye... Gönlüm kırık, gözlerim dolu, yüzümde o eski güzel günlerden kalma minik ama derin gülümseme... Ve SON, SON yaz günlerim burada.

23 Haziran 2014 Pazartesi

Yeniden Doğmak



 



      Hamileler ve yeni anneler, hormonlar ve akıllarının bir kenarlarında sürekli onları meşgul eden küçük varlıklar yüzünden unutkan olurlar. Unuturlar çayın altını kapatmayı, çoraplarını giymeyi, gözlüklerini takmayı, etrafındakilere '' Nasılsın?'' diye sormayı... Unuturlar haber vermeyi, arkadaşlarını aramayı, kedilerini beslemeyi... Kendilerini ve etrafındakileri unuturlar. Bebekleri dışındaki her şeyi, herkesi ihmal ederler. 
      Kendileri olmayı unuturlar anneler ve adayları. Bilmezler o güne kadar yaşananların anlamsız olduğunu, farketmezler geçmişin izlerini. Unuturlar verilen tüm sözleri, unuturlar ettikleri yeminleri. Boş boş, büyük büyük konuşmuşlardır o güne kadar. Gereksiz ifadeler, gereksiz cümleler... Atarlar hepsini bir kenara!
     Yeni anneler, 2 arada bir derede yaşarlar. Yeni anneler, uzun bir uykudan uyanırlar bilmedikleri bir boyutta.. Zamansız, tarifsiz, bilinçsiz bir dünyada var olurlar. Yeni anneler, 2. kez gelirler dünyaya, gözleri kırmızı, yaşlı, çapaklı '' Merhaba'' derler hayata. Yeniden doğarlar, tıpkı bebekleri gibi hiç bilmedikleri, yabancı, canlı bir hayata. Onlarla yeniden keşfederler sevgiyi, bağlılığı, acıyı... Yalnızlığı -kalabalıklığı, vermeyi-almayı, oturmayı-kalkmayı, ayakta durmayı, adım atmayı... Her şeyi en baştan öğrenirler. Bu sefer sindire sindire öğrenirler. Uyumayı-uyanmayı, geceyi-gündüzü, yemek yemeyi, su içmeyi... Yeniden diş çıkarırlar, yeniden boyları uzar, yeniden ve yeniden...
     Kendileri olmayı unuturlar yeni anneler çünkü eski kendileri değildirler artık. Unuturlar o güne kadar ne olduklarını, ne olacaklarını, hayallerini, anılarını. Yeniden doğarlar, ağlaya ağlaya, bağıra bağıra, yürekleri gümbür gümbür!

11 Mayıs 2014 Pazar

Mutlu Mutlu İnsanlar, Mutlu Mutlu Aileler :)

     İşte 1. ve 30. yaş kutlamamız! Herkese geldiği, bizimle birlikte olduğu için teşekkür ederiz. Hediyeleriniz ve içki şişeleriniz için ayrıca  çok çok teşekkürler. Ben bu bahçe partisini çok sevdim, her sene yapsak sıkılır mısınız acaba? :)
     Bir de hani günlerdir yağmurlu, soğuk hava var ya işte bunun sorumlusu biziz. Pazar sabahı kalktık ve ev halkı olarak dedik ki; ''Bu gün güneş çıksın, bizi ısıtsın sonra 1 hafta yağmur yağsın önemli değil.'' :) Suçu üzeremi alıyorum ve soğuk, gri, yağmurlu bu gecede içinizi ısıtacak fotografları sizlerle paylaşıyorum. Sevgiler güzel ailem ve arkadaşlarım :) İyi ki varsınız!